Yazılara Dön
Psikoloji
Bir mücevher kutusunun içindeki mücevher, ben görmediğimde de orada olmaya devam eder mi?

Rapprochement döneminde çocuk ayağa kalkar, yürümeye başlar, elini kullanır ve
dünyayı keşfeder. Artık yalnızca bakım alan bir bebek değildir; çevresine yönelir,
merak eder, uzaklaşır. Ancak bu uzaklaşma hiçbir zaman bütünüyle bir kopma
anlamına gelmez. Anne hâlâ merkezdedir, duygusal coşku ve ekosuyla çocuğun
yanındadır.
Çocuk, annesini merkez alarak gitgide genişleyen daireler çizer. Ondan uzaklaşır, yeni nesneler keşfeder, sonra dönüp bakar. Anne orada mıdır? Hâlâ onu bekliyor mudur? Hâlâ ulaşılabilir midir?
Mahler’in tanımladığı rapprochement döneminin temel gerilimlerinden biri budur. Çocuk bir yandan bağımsızlaşmak isterken diğer yandan güvenli limanını kaybetmek istemez. Hem aşk ister hem özgürlük.
Bu nedenle çocuk için mesele yalnızca keşfetmek değildir. Güvenli merkezden uzaklaşıp yeni dünyalar keşfedebilmek ve sonra yeniden o güvene dönebilmektir. Mahler’in “duygusal yakıt ikmali” dediği şey de budur. Çocuk yorulduğunda, korktuğunda ya da içindeki güven hissi azaldığında geri döner; annesine sarılır, onun varlığını yeniden hisseder ve sonra tekrar yola çıkar.
Ancak bazen işler yolunda gitmez. Çocuk merkeze döndüğünde anne orada değildir. Ayrılık çocuğun ruhsal kapasitesini aşacak kadar erken ya da ani yaşanmıştır. Böyle anlarda çocuk yalnızca annesini özlemez; sanki kendi sürekliliğini de kaybetmeye başlar. Daniel Stern’in tarif ettiği gibi, benlik sınırları dağılır. Bir damlanın denize karışması gibi, çocuk kendisini tutan şeyi kaybetmiş hisseder.
Çocuk zamanla şunu öğrenir: Anne her an görünür olmayabilir ama yine de vardır.
Gözden kaybolmak, yok olmak anlamına gelmez.
Bu kazanım yalnızca çocukluk için
önemli değildir. Bazen erken ayrılık deneyimleri, ruhsal gelişimde tamamlanamamış
bazı alanlar yaratır. Yetişkinlikte kişi bilişsel olarak sevdiği insanın var olduğunu bilir;
ancak duygusal olarak aynı şey hissedilmez. Uçağa binince eşini aramak zorunda
hisseder. Mesajına hemen cevap gelmediğinde huzursuz olur. Uzaklık arttıkça sanki
ilişki de silinmeye başlar. Burada mesele sevilen kişinin gerçekten kaybolması
değildir. Mesele, onun ruhsal olarak içeride varlığını sürdürebilip sürdürememesidir.
Belki de ruhsal gelişimin en önemli kazanımlarından biri, sevdiğimiz insanların
gözümüzün önünde olmadıkları zamanlarda da var olmaya devam ettiklerini
hissedebilmektir.
Çünkü bazen insanın cevabını bütün hayatı boyunca aradığı soru oldukça basittir: Bir mücevher kutusunun içindeki mücevher, ben görmediğimde de orada olmaya devam eder mi?