Yazılara Dön
Psikoloji

Göbek Bağından Feniks'e: Çocuk Gelişimi ve Ego Oluşumu

Göbek Bağından Feniks'e: Çocuk Gelişimi ve Ego Oluşumu
Ebeveyn, çocuğa tutma (holding), beraber yaşama (living with) ve birlikte yaşama (living together) desteği sunar. Yaşamın başlangıcında çocuğun kendine bakma yeteneği yoktur; bakım verenler bu görevi onun adına üstlenir. Ancak zamanla çocuk, dereceli hayal kırıklıklarıyla bakım verenin egosundan ve bakımından ayrılmaya başlar. Bebeklik dönemindeki kusursuz gibi görünen hizmet aksamaya uğrar. Çocuğun kendi egosunun gelişebilmesi için bu aksamalar kaçınılmazdır. İlk bakımı verenler her zaman o özel dikkati gösteremez. Çocuk bir süre beklemek zorunda kalır, ihtiyacı anında karşılanmaz, bakım veren her zaman erişilebilir olmaz. Bu durum başlangıçta iç dünyada bir dağılma hissi yaratır. Ancak paradoksal biçimde, gelişim de tam burada başlar. Nasıl ki kesilen göbek bağının geride kalan parçası zamanla kurur ve düşerse, çocuk da bakım verene olan mutlak bağımlılığından yavaş yavaş ayrılır. Eğer göbek bağı hiç kesilmezse yaşam sürdürülemez. Benzer şekilde, bakım veren ile çocuk arasındaki ilk simbiyotik bağın da zamanla gevşemesi gerekir. Çünkü çocuğun kendi ruhsal yapısını kurabilmesi için, bakım verenin her an her ihtiyacı karşılayan konumundan çekilmeye başlaması gerekir. Bir aksama yaşanır ve böylece ego gelişimi başlar. Bu ayrılık bir kayıp içerir. Çocuk, bir zamanlar kendisini bütünüyle kuşatan o güven verici bakımın artık eskisi gibi olmadığını deneyimler. Ancak tam da bu kayıp sayesinde kendi içsel kaynaklarını geliştirmeye başlar. “Ego, küllerinden doğan bir phoenix (feniks) kuşudur” der Freud, Yas ve Melankoli’de mitolojiye atıfta bulunarak. Bir kayıp yaşanır; temel bakım ve o güven veren holding hissi yavaş yavaş ortadan kalkar. Çocuk ise bu süreçte kendine bakmayı öğrenir. Bir anlamda ego, kaybedilen bakımın ardından ortaya çıkan yeni bir ruhsal örgütlenmedir. Ego, insanın içsel düzenleyicisi, içsel bakıcısıdır. Gerçekliği algılar, uyum sağlar, öğrenir, muhakeme eder ve planlar. Bir taraftan insanı sakinleştirir, yönlendirir, dürtülerini düzenler ve kaygısını yatıştırır. Bir zamanlar bu işlevleri bebeğin gazını çıkaran, üşüdüğünde ısıtan, korktuğunda yatıştıran bakım veren yerine getirirken; zamanla bu sorumluluğu ego üstlenir. Belki de bu nedenle ego, dışarıdaki bakımın içeride yaşamaya devam eden hâlidir. Bir zamanlar dışarıdan gelen destek, zamanla iç dünyada bir yapıya dönüşür. Psikopatolojinin ağır seyrettiği durumlarda, özellikle psikozda, egonun bu bütünleştirici yapısı dağılabilir. Özbakım düşer. Kişi dişlerini fırçalamaz ve bunun farkında değildir. Kokar ama koktuğunu bilmez. Günlerce aç kalabilir ama açlığını hissedemez. Riskli davranışlarda bulunur, balkon kenarında yürür ve tehlikenin farkına varmaz. Bu durum hem dışarıda “dikkat et”, “yemeğini ye”, “kendine bak” diyecek bir sesin eksikliğini hem de içeride aynı işlevi üstlenecek ruhsal mekanizmanın çalışmamasını gösterir. Orada artık ego devrede değildir. Belki de büyümek, dışarıdaki bakım verenin sesini yavaş yavaş içselleştirebilmektir. Bir zamanlar bize “üşüdün mü?”, “acıktın mı?” diye soran ses, zamanla kendi içimizde konuşmaya başlar. Ego dediğimiz yapı da biraz böyle oluşur: Bir zamanlar dışarıda olan bakımın içeride yaşamaya, konuşmaya devam etmesiyle.