Yazılara Dön
Psikoloji
Korktuğumuz şey gerçekten dışarıda mı, yoksa içeride mi?

Bir anne düşünelim; çocuğunun dışarıda olmasından korkan, kaygı duyan bir anne. Ona göre sokak, çocuğu kamyonların ezdiği, köpeklerin saldırdığı, mikropların hasta ettiği bir yerdir. Bu yüzden çocuğunu mümkün olduğunca yanında tutmak ister. Görünürde çocuk korunur. Ancak bazen mesele yalnızca korumak değildir. Çocuk kamyonlar tarafından ezilmez belki ama ruhsal olarak ezilebilir. Dışarıdaki mikroplardan korunur ancak annenin nefes aldırmayan kaygısı ve kontrolü, çocuğun ruhsallığını hasta edebilir. Çünkü çocuğun dış dünyayla temas etmesi, düşmesi, kalkması, oynaması ve gelişmesi gerekir.
Peki bu durum gerçekten yalnızca çocuğun güvenliğiyle mi ilgilidir? Gerçekten kimden korunuyordur çocuk? Kamyonlardan mı? Köpeklerden mi? Mikroplardan mı? Yoksa annenin iç dünyasında yaşayan bazı sahnelerden mi?
Psikanalitik açıdan bakıldığında, ruhsallık çoğu zaman yalnızca görünen şeyle açıklanamaz. Bazen aşırı koruyuculuk olarak yaşanan şeyin ardında kaybetme korkuları, saldırganlıkla ilgili çatışmalar ya da kabul edilmesi güç duygular bulunabilir. Kişi çocuğunu korumaya çalışırken aslında kendi iç dünyasında yürüyen bir mücadeleyi de dışarıya taşıyor olabilir. Bu nedenle korkular her zaman yalnızca dış dünyadaki tehlikelerle ilgili değildir.
Bazen insanlar korkularını anlattıklarında, zihinlerinde tekrar tekrar kurulan bir sahneyi de anlatırlar. Bu yüzden bazı insanlar korkularını dile getirmeye bile çekinir. “O kötü şeyi nasıl ağzıma alırım?” derler. Ancak tam da anlatırken, korkulan sahne yeniden canlanır.
Burada paradoksal bir durum vardır. Kişi o sahnenin gerçekleşmesini istemez ama onu tekrar tekrar düşünür, anlatır ve gözünün önüne getirir. Kaçınmak ister ama zihni sürekli oraya döner.
Freud’un uzlaşım oluşumları dediği şeyler biraz da böyle çalışır. Bilinçdışındaki dürtüler ve onlara karşı koyan yasaklar bir pazarlığa oturur. Korku da bazen bu pazarlığın ürünlerinden biri olur. Belki de bu yüzden bazı korkular yalnızca tehlikelerle ilgili değildir; ruhsallığın dönüp dolaşıp ziyaret ettiği sahnelerdir. Eskilerin “Şüyuu vukuundan beterdir” sözü de tam burada anlam kazanır. Bazen söylemek, gerçekleşmesinden bile daha ürkütücü gelir. Çünkü söze dökülen şey yalnızca bir tehlike değildir; aynı zamanda insanın kendi iç dünyasında taşıdığı bir sahnedir.
Korktuğumuz şey her zaman dışarıda değildir.
Bazen insan, dışarıdaki çok kendi içinde taşıdığı sahnelerden korkuyordur.