Yazılara Dön![Ne çok yakın, ne çok uzak]()
Psikoloji
Ne çok yakın, ne çok uzak
Winnicott’un “geçiş alanı” kavramı, insanların birlikte var olabildikleri,
üretebildikleri ve birbirleriyle ilişki kurabildikleri ruhsal bir alandır. Çocuklukta oyun
aracılığıyla şekillenen bu alan, yaşamın ilerleyen dönemlerinde de yaratıcılığın,
yakınlığın ve ilişkinin temelini oluşturur.
Geçiş alanının yeterince gelişemediği, zarar gördüğü ya da hiç oluşamadığı
durumlarda ilişkilerde güçlük yaşanabilir. Çocukların oyunlarında benzer bir durumu
görürüz: Oyun sık sık yarıda kalır, çatışmalar ortaya çıkar ya da oyunculardan biri
diğerinin alanını tamamen işgal eder, bütün oyuncakları ötekinden alır ve kendi başına
oynamaya başlar. Böyle durumlarda ya ıssızlık hâkimdir ya da taraflardan biri kendi
canlılığını, yaratıcılığını ve özgünlüğünü oyuna katamaz; ötekinin esiri olmuştur.
Oysa geçiş alanı herkes için yeterince güvenli ve canlı olduğunda, oyundan da
ilişkiden de keyif alınabilir. Sağlıklı bir geçiş alanında kişiler hem birlikte olabilir
hem de kendi bireyselliklerini koruyabilirler. İstediklerinde yakınlaşabilir ve bir takım
olabilir, istediklerinde kendi alanlarına çekilebilirler. Bu nedenle geçiş alanı yalnızca
oyunun değil, güvenli ilişkilerin de temelidir. İlişkilerdeki ne çok yakın ne de çok
uzak olan o güvenli mesafe, bir ölçüde bu alanın varlığıyla sağlanabilir.
Yetişkin ilişkilerinde de benzer bir durumla karşılaşırız. Bazı ilişkilerde kişiler ya
birbirlerine aşırı yakınlaşarak kendi bireyselliklerini kaybeder ya da yakınlaşmaktan
kaçınarak yalnız kalırlar. Oysa sağlıklı ilişkilerde hem yakınlık hem de ayrılık için yer
vardır. Kişi sevdiği insanla bir arada olabilirken aynı zamanda kendi düşüncelerini,
isteklerini ve yaratıcılığını da koruyabilir. Geçiş alanı tam da bu dengeyi anlatan
ruhsal bir zemin olabilir. Belki de bir ilişkinin kişiye ne kadar alan açtığını,
birlikteyken kendimiz olarak kalabilip kalamadığımıza bakarak anlayabiliriz.
Ancak romantik ilişkiler söz konusu olduğunda, bu dengeyi korumak her zaman kolay
değildir. Çünkü aşk, yalnızca iki kişinin karşılaşması değil; aynı zamanda en eski
ihtiyaçlarımızın, özlemlerimizin ve eksikliklerimizin de yeniden canlandığı bir
karşılaşmadır. Bu nedenle sevdiğimiz kişiyle yakınlaşmak bazen onunla ilişki
kurmaktan çok, onunla bir, tek ve bütün olmayı istemek gibi yaşanabilir.
Belki de bu yüzden romantik ilişkilerde en sık karşılaşılan güçlüklerden biri, ötekine
yaklaşmayı arzularken kendimiz olarak kalabilmektir. Çünkü aşk, birbirine tutunmak
değil, birbirinin ayrı ve eksik kalmasına izin verebilmektir. Tamlık fantezisinden
vazgeçebilmek. Belki de geçiş alanının yetişkin ilişkilerindeki en önemli işlevlerinden
biri ve hatta sevmenin en güç yanı da budur; bir başkasına yakın olurken kendimiz
olarak kalabilmek.