Yazılara Dön
Psikoloji
Ödipal yenilgi

İnsan hayatındaki ilk büyük aşk yenilgisi, ödipal dönemde yaşanır. Çocuk annesine ya da babasına âşık olur. Onun sevgisini yalnızca kendisine ait kılmak ister. Rakip olarak gördüğü ebeveyni saf dışı bırakmayı düşler. Ancak zamanla acı bir gerçekle karşılaşır: Bu aşkın bir sınırı vardır. Anne ve baba birbirlerine aittirler; çocuk ise bu ilişkinin dışındadır.
Ödipal karmaşanın çözümü de tam burada başlar. Çocuk, kastrasyon korkusunu, sevgi nesnesini ve onun sevgisini kaybetme kaygısını gerçeklik sınamasıyla aşmaya çalışır. Anneye ya da babaya sahip olamayacağını yavaş yavaş kabul eder. Bu kabul, ne tam bir zaferdir ne de ağır bir hezimet. Aksine, gelişim için gerekli olan makul bir yenilgidir.
Zafer, ensest fantezisine kadar uzanabilir; çocuk kendisini gerçekten anne ya da babanın partneri konumunda hissetmeye başlayabilir. Ağır bir hezimet ise masum bir flörtün bile sert cezalarla karşılanmasıyla yaşanabilir. Oysa bu dönemde çocuğun “Büyüyünce annemle evleneceğim” ya da “Babam benim sevgilim” demesi gelişimin doğal bir parçasıdır. Bu flörtler gülümsenerek karşılanır. Ancak aynı zamanda anne ve baba, kendi ilişkilerinin sınırlarını korurlar. Yatak odalarının kapısını kapatırlar. “Bu yatak senin, bu yatak bizim” derler. Böylece çocuk aşkının sınırları olduğunu öğrenir; ancak bunu aşağılanarak ya da dışlanarak değil, yumuşak bir hayal kırıklığı yaşayarak öğrenir.
Belki de ödipal çözümün özü budur: Evdekinden vazgeçebilmek.
Çocuk, sevgi nesnesinden bütünüyle vazgeçmez; onu içselleştirir. Ancak artık arzusunu evin dışına yönlendirebilir hale gelir. Klasik kuramın gizil dönem dediği süreçle birlikte okul, arkadaşlar ve dış dünya önem kazanmaya başlar. Çocuk evden uzaklaşır, yeni ilişkiler kurar, yeni özdeşimler geliştirir.
Bu geçiş her zaman kolay olmaz. Özellikle ayrışmanın zor yaşandığı çocuklar için evden uzaklaşmak, okula gitmek ve dış dünyaya uyum sağlamak kaygı verici olabilir. Ancak zamanla çocuk dışarıdaki hayata yatırım yapmayı öğrenir, hayat bir şekilde normalleşir. Arkadaşlıklar kurar, hemcinsleriyle oynar ve yeni sevgi nesnelerine yönelmeye başlar. Böylece arzusu ilk kez evin sınırlarının dışına taşar.
Bir öğretmene hayran olmak, yan sınıftaki bir arkadaşına âşık olmak ya da ilk romantik heyecanları yaşamak, yalnızca gelişimin doğal parçaları değildir. Aynı zamanda ödipal yenilginin kabul edildiğinin de işaretidir. Çocuk artık ev içindeki aşkın sınırlarını kabul etmiş ve arzusunu dış dünyaya taşıyabilmiştir.
Yine de yeni sevgi nesneleri hiçbir zaman bütünüyle yeni değildir. İçlerinde anneye, babaya ve ilk ilişkilere ait izler taşırlar. Çünkü insanın ilk aşkı her zaman evdekilerdir.