Yazılara Dön
Psikoloji

Protezli Tanrılar Çağında Depresif Konum

Protezli Tanrılar Çağında Depresif Konum
Depresif konum, olgunlaşmayı sağlar. Yenilgiyi, kaybı ve eksikliği kabul edip bunların yasını tutmak, ruhsallıkta yeni alanlar açar. İnsan dediğimiz şey, eksiklikle var olur. Ne kadar gelişsek de tanrı, ölümsüz ya da sınırsız değilizdir. Depresif konum, insanın bu gerçeği kabul edebilme kapasitesiyle ilgilidir. Kayıp yaşanır, nesneler kaybedilir, arzuların tümü doyurulamaz ve her şey onarılamaz. Ruhsal olgunlaşma, bir anlamda bu sınırlılıkla karşılaşabilmeyi gerektirir. Ancak çağdaş insan sanki depresif konumu kabul etmekte giderek daha fazla zorlanıyor gibidir. Çünkü içinde yaşadığımız zamanın ruhu, eksikliğin kabulünü değil; ortadan kaldırılmasını vaat eder. Daha genç olmak, daha üretken olmak, daha görünür olmak, daha başarılı olmak... Her eksiklik yeni bir ürün, yeni bir uygulama, yeni bir yöntem ya da yeni bir performans vaadiyle karşılanır. Freud’un “protezli tanrı” benzetmesi burada anlam kazanır. İnsan, mağlup olduğu eksiklikleri protezlerle tamamlamaya çalışır. Göz artık tek başına görmez; mercekler, ekranlar ve kameralarla genişletilir. Bellek yalnızca zihinde taşınmaz; cihazlara aktarılır. Beden güçlendirilir, mesafeler ortadan kaldırılır, yaşlanma geciktirilmeye çalışılır. İnsan gerçekten de protezlerle donatılmıştır. Ancak bütün bu uğraşlara rağmen insan yine de tanrı hâline gelmez. Çünkü mesele yalnızca bedende ya da dışarıdaki bir eksiklik değildir. İnsanın karşı karşıya olduğu şey, bir kusurdan çok daha fazlasıdır. Ruhsallıktaki eksiklik, insan olmanın doğasına içkindir. Yine de insanın tanrı olma arzusu, kendi eksikliğiyle karşılaşmaktan kaçınmanın en görkemli yollarından biri olabilir mi? Bu arzu, narsisizmin en eski düşlerinden biridir: Eksiksiz, yenilmez ve hiçbir şeye ihtiyaç duymayan biri olabilmek. Zamanın dili, eksikliğin aşılabileceğini söylerken ruhsallık bunun mümkün olmadığını hatırlatır. Çağımız tamlığı vaat ederken ruhsallık sınırı gösterir. Çağımız doyumu artırmaya çalışırken ruhsallık arzunun hiçbir zaman bütünüyle doyurulamayacağını bilir. Bu nedenle depresif konum bugün yalnızca bir gelişim evresi ya da klinik kavram olarak düşünülmemelidir. Narsisistik çağ, eksikliğin giderilebileceği yanılsaması üzerine kuruludur. Daha iyi bir beden, daha iyi bir ilişki, daha iyi bir kariyer, daha iyi bir benlik. Sürekli olarak eksikliğin bir sonraki adımda giderileceği söylenir. Oysa her kazanımın ardından yeni bir eksiklik belirir. Bu yüzden mesele eksikliği ortadan kaldırmak değil, onunla yaşayabilmektir. Depresif konumun öğrettiği şey tam da budur. İnsan olmanın bedeli eksikliktir. Yas tutabilmek, kaybedebilmek, yenilebilmek ve sınırlı olduğunu kabul edebilmek... Ruhsal olgunlaşma, tamlık fantezisinden vazgeçebilmeyi gerektirir. İnsanlık müessesi biraz böyledir.